Wednesday, November 29, 2006

Gururun çelikten bir zırh olsa da sonrasında gelen pişmanlık delip geçmiş zırhının her bir yanını.
Bugün gözlerimizle gördük her birimiz..
Üzüntü duymaktan çok dersler çıkardık kendi hayatlarımıza dair.
Belki bir hata'ydı ama ne de olsa kendi seçiminizdi..
Bir süre daha yankılanır, sonra susar, her bir kafadan yükselen bu rahatsız edici ses.
Giderek mazide bir nokta, bir ibret olur yaşanılan dram.
Ezildi birçokları sizin altınızda..
Acıları üst üste koyup boyunuzu aşırdınız.
Yeni ve denenmedik birşeydi sürdürdüğünüz tavır.
Ama tutmadı sayın müdürüm..
Üzüldü herkes sizin için. Sonunda siz de üzüldünüz, ne kötü..
Keşke avuçlarını birbirine sürterek fırsat kollayanları bu kadar mutlu etmeseydiniz..
Keşke küçük nüansları atlamayıp özen çerçevesini daha bir dikkatle boyasaydınız..
Olan oldu, dersler alındı..
Size değil bize çok ağır yaraları oldu gidişinizin..
Keşke leri ard arda sıralamakla olmuyor ne yazık..
Zaman çarkı geriye çevrilmiyor..
Edilen sözler geri alınmıyor..
Çok üzgünüz, koltuklarımıza sıkı sıkı yapışıp,
"son kaybeden"i uzaktan seyretttiğimiz için..

Tuesday, November 28, 2006

Bana bak blog bozuntusu..
Altını üstüne getirip evire çevire yıkarım tüm hükümranlığını..
Dalarım en kuytu, en bilinmedik, en mahrem köşelerine..
İki kere ikinin dört etmesi kadar kesin olan gerçekleri çarpıtıp çarpıtıp kırıp döktün, utanıp sıkılmadan.
Korkutamaz senin üç kuruşluk hesapların..
Yıldıramaz beni, sana boyun eğdiremez..
Alıp başımı giderim gitmesine ama bunun müsebbibi, öznesi senin gölgen, senin sinsi hedeflerin olamaz.
Bir milim kıpırdamadan kalıyorum; tüm hesaplar benden, anlıyor musun.
Dağılıp ufaldığını görene dek gözüm üstünde olacak.

Thursday, November 23, 2006

"Kral öldü, yaşasın yeni kral."
Dün..
Gitti Melih Bey..
Beklenmedik bir anda..
Beklenmedik bir şekilde..
Tamamen çıktı hayatlarımızdan..
Aklın almayacağı, oyun içinde oyunlar yaşandı..
Küçük hesaplar büyük hesaplara karıştı..
Ve o gitti..

Sunday, November 12, 2006

"İntihar, hayatı ziyan etmek demektir. Oysa yaşamı korumak ve geliştirmek gerek." demişti, kır saçlı sinir bozucu sakin adam.. Yaşam ağacında birden fazla elma vardı. Hepsi bir tek dalın üstünde değildi.
Öyleyse hem insan hem mutlu olmak mümkündü..
Bugünlerde tecrübe denen şey hücrelerime kazınıyor.
Oysa ben öğrenilmiş doğruların yeterli olduğunu sanıyordum..
Meğer yaşamak, yaşadıkça hayatta ne kadar az belirleyici olduğunu görmek varmış kaderde.
Hayatlarımızda lekeli zamanlar ediniyoruz..
"Ya eskisi kadar iyi "seviyormuş taklidi" yapamazsam.." diye kederlenmişti sahnedeki kısa saçlı kadın..
Eskisi kadar sevememekten değil, sevme taklidini eskisi kadar iyi yapamamaktan korkuyordu..
Sanırım bu dalda hiç elma kalmamış beyaz saçlı sinir bozucu sakin adam..
Kimlerin başına düşmüştür, ne dersin..

Thursday, November 09, 2006

Hüzün dediğin bir eski hikaye ki artık kimsenin sonuna dek dinlemeye takati yok..
Daha postmodern duygularımız var; yepyeni ve kısa süreli.
Ağdalı acılar ve paylaşıldıkça artan mutluluklar, köhnemiş bakır tadı vermekte..
Cilalı görsel telaşlar devrindeyiz biz.
Gençlik ve güzellik başımızın tacı.
Hava soğuk bebeğim; çek yorganı üstüne..
Dönüşte alırım ben seni, sakın üzülme..

Wednesday, November 08, 2006

Cızırtılı sesini duyuyorum kuru bir gürültünün tam ortasında.
Çekip çıkaracak gb.sin beni uykularım arasından.
Tabaka tabaka aralıyorum tenimdeki katmanları..
Dikiş izleri birer kanıtı, aramızda geçenlerin.
Soğuk dudaklarına kondurulmuş bir öpücük, bildik bir apartman girişi önünde..
Bir el tutuş soğuk otobüste, sıcak hisler içinde.
Ayrım ayrım hayatımın tüm nedenleri..
Silkinesim var; kendine getiresim uyuşkan hevesleri.
Planlar, projeler.. Alınmış kararlar, verilmiş sözler..
Tüylerin ne güzeldi kedicik, dokunabilseydi keşke bu eller..
Keşke samanlıkta iğne aramakla geçirmeseydin ömrün semalarını..
Yine de silkin be kedicik.. Kalk soba önünden..
Gel kıvrıl yanımda, söz bu kez daldıracağım parmaklarımı; parlak tüylerin arasına..

Tuesday, November 07, 2006

ECEVİT ÖLDÜ..


Ankara'nın taşına bak, gözlerimin yaşına bak.... :(

Sunday, November 05, 2006

Topu topu iki bahar varken, birine "ilk" birine "son" dememiz, nasıl bir aldatmaca..
Oysaki tatlım ben seni her halinle seviyorum..
Hem ilk hem de son'sun..
İlk olman ayrı güzel son olman ayrı..

Thursday, November 02, 2006

Gerilip gerilip bir yay gb kasıldı bedenim.
Hepinize sırtım dönüp oturdum duvar dibine..
Sular akmış, seller basmış memleket ücralarını..
Sulara karışmış bayağılığın o tükenmez kül tadı..
Aka aka geçmiş duvar diplerinden sıra sıra hayatlar..
"Yaşamanın anlamı yaşamanın kendisidir" dedi tiyatrodaki, cümleleri uzatıp uzatıp birbirine bağlayan kır saçlı adam.
Bay Feldman nasıl da kırdı sarı saçlı keman virtüözünün sırçadan narin eşsiz kalbini..
Nasıl da üstüne üstüne gitti, sanki çok kolaymış gb sarsılmadan durmaya çalışmak, hem de amansız bir hastalık bedenine hükmetmişken..
Bay Feldman ın diz kapaklarına kalıcı hasarlar verilmeliydi..
Ortaçağın en vahşeti bol idam sahnesinde kurban rolünü oynatmalı'ydı; hakime yalvarışını şen kahkahaları izlemeliydi bir zamanlar keman tutan parmakları kendini dinlemez olmuş güzel sesli sarışın kadın'ın..
Bay Feldman, ön adın Alfred miş kaç yazar..
Aldım seni kara kaplı deftere; çizeceğim pek yakında üstünü..