Wednesday, October 25, 2006

"İnsan hayatı çok kısa." dedi kız.
"Bir yıldız parlaması kadar kısa."
Ben ağladım..
Komser Şekspir bitene dek hep ağladım.
İlk seyredişimde de ağlamıştım muhakkak..
Ama bu kez..
Dertli bir zaman diliminde geldin..
O yüzden çok ağladım Pamuk Prenses..
Kimse bilmiyor neden ağladığımı..
Çok dertli günler içindeyim.
Bayramın üçüncü günü bugün..
Bayram..
Neşem yok yerinde..
Ağlıyorum ben...
Üzülüyorum..
İç çekiyorum..
Toparlanmam lazım pamuk prenses..
Şimdiye dek hep kendi kendimi toparlamadım mı ben..
Şimdi dağınık bırakma isteği neden..
Yol bitmemişken henüz...
Neden bu pes etme hevesi..
Neden.. :(

Tuesday, October 24, 2006

Tutmasam kendimi, tekrar düşeceğim o sonu belirsiz karanlıklara..
Duyamayacağım kimseyi, yığılıp kalacağım kör kuyu dibinde..
Acının panzehiri ne ola ki güzel bebek.
Defalarca sınandım bu konuda..
Yine de bulmuş değilim devasını..
Gözünün ucuna gelen damla damla çaresizlikleri kafanı daha dik tutarak atlatma çabaları evresindeyim..
Yalnızım..
Durumu vahimleştirmek için kulanılan "yapayalnız" kalma çabasındayım..
Kendimden başka değip de konuştuğum her göz bana yabancı..
Geçmişe bakmak eski bir filmi tekrar seyretmek kadar can sıkıcı..
Gelecek bir bilinmez, yine de heyecan vadetmiyor..
Ağdalı arabesk şarkılar gb yim.
Müziği bile insanı melankolik eden..
"Güldürmedin, hep ağlattın; derdi bana sen tattırdın/Dert üstüne zulüm yaptın, sanki beni sen yarattın"
İçesim var kana kana..
Alıp başımı bir balıkçı meyhanesine dalasım var..
İçip unutasım var; bir türlü silinmeyen, isyanımın mucibi kederli anıları..

Monday, October 23, 2006

Yavrucum, ne kadar da sonu belli bir ihtimalmişsin.
Bu ihtimali evirip çevirip ne kadar çok yormuşum kendimi.
Bazıları için bazı şeyler ne kadar kolay oluyor.
Benim için hiçbirşey, gerçekten kolay olmadı.
Bazı şeyler üstelik, zorlasam da olmadı.
Ama sabır gerek her akıllı kişiye..
Sabredelim bakalım..
Akacak mı film şeridi siyah beyaz..
Gülecek miyim beyaz perdeden, kayıtsızca..

Sunday, October 22, 2006

Silindin artık yüzyüze görüşmelerden.
Tiyatro önünde beklence'ler sona erdi azizim.
Öncesi vardı'ysa da sonrası yok artık.
İntikam değil mucibi tavrımın.
Sade, zaruriyet.

Thursday, October 19, 2006

Ortalama bir hayatta, kimyevi sırlar gizli'ymiş; anladım. Acısından, tatlısından, alınacak tadlar varmış; inandım. Uzun uzun anlatma bebeğim..
Bildim ben seni..
Pulları dökülmüş cansız bir balık gb bedenin..
Tırnak arasında kir pas kalıntısı..
Torpido gözünde işe yarayışsız nesneler..
İnsan ömründe aynı tadlı farklı orjinli pişman olunmuş fevri çıkışlar..
Kapa gözünü.. Bil bakalım ben kimim..

Monday, October 16, 2006

Bir ihtimal daha varsa, nerede peki.
Görmek istiyorum.. Şimdi..
Off.. Bu günlerde, gecelerde; tatsızlaştı artık beklence'ler.
Sıkıldım be usta.
Kapat artık şu konuyu..

Sunday, October 15, 2006


Artık sana değil yazılanlar.. Çıktı içimden tüm kenarı tırtıklı sivil beklentiler.. Saçıldı ortalığa alınan kararlarım, tadılan yenilgilerim.. Artık iddia, tadı acı bir eski telaş.. Umarsızlık yerleşiyor tüm bedenime.. Uyuşuyor beynim.. Yok.. Artık sana değil yazılanlar.. Mevsimi değil kulagı telefonda bekleyişlerin..

Saturday, October 14, 2006

Yaza yaza yaz gelir elbet.
Açılır önünde bilinmeyen imgelem.
Serilir kapında inceden inceye iç
çekişler..
Sen artık ardına bakma mevsiminde
değilsin. Çekip gitme mevsiminde hiç değilsin. Bata çıka geç git önümden. Sapla gözlerini ufkun son noktasına..
Sabah sabah yine (mi) blogluyorum seni güzel bebek.
Gözlerine bakasım var uzun uzun.
Yara almış da kanatmışım her bir yanımı.
Yenilerini açasım var derin derin.
Gidiyorum bugün bir yerlere.
O yerlerden izlerini silesim var.
Sildikçe yaralarıma merhem mi olacak kazıdığım izlerin.
İyileşecek miyim eskisi gb.
Hiç kullanılmamış bembeyaz bir kağıt parçası olabilecek mi zihnimdeki anı defteri.
Uçasım var beyaz bulut üstünde.
Bu şehirden uçarak gidesim var uzak uzak.
Ütü tutmaz bedenimde bıraktığın izlerin.
Yasak artık uzanmak, boylu boyunca.

Friday, October 13, 2006

Yaza yaza yazsa kalemim.
Anlatabilir mi içimde sıkışıp kalan o sonsuz çığlığı.
Keskin bakışlarıma tercüman olabilir mi kurduğum devrik cümleler..
Yabanıl günler geçiriyorum... Kendimle aramda mesafe bırakıyor aklımdaki fikirler..
Gece gece gelse düşüme, pembe tüllerle bezese hayallerimi..
Off... Neden bıraktın ardında..
Neden diye sormalarıma neden sen sebep oldun.
Uyumak istiyorum ben bir deniz kenarı'nda.
Bedenim yanarken güneş alnında; uzakta kalsın istiyorum birbirinden yorucu düşün'lerim, düşüncelerim..
Anlam alıp gitti başını.
Kaldım kelimelerimle yalnız başıma.
Klavye başında parmakların donduğu mevsimdeyim ben şimdi..
Neler umup neler bulan birinin hayatında başrol oynamaktayım.
Bedeni bana dar, bakışı bana uzak..
Böyle olmayacaktı..
Bozasım var..
Kerameti nerden menkul bu oyunu..
Dökülüp saçıldı ortalığa anlam yüklü kelimelerim..
Anlam yüklü bakışlarım yanısıra..
"seviyorum" diye ağzımızda yuvarlaya yuvarlaya çıkardığımız baklalar..
Dumur olup akıttı birer birer gözümüzün yaşlarını.
Sepetimde tüm yumurtalarım kırık dökük.
Saçılmış ortalığa arsız gülüşün.
Dur kalsın, toplama ortalığı..
Bitecek gb değil bu çile, sarıyorum günbegün.
Ah bilekten çıtçıtlı kadife süveterim.
Ah aşı pelerinim, karpuz kollu elbiselerim.
Açılıp açılıp atlayasım var ortaya kazılmış derin çukurdan, öte yana.
Sever misin beni, yüzüm toztoprağa bulansa; tırnaklarım arası çamur dolsa.
İlk önce ben kaldırdım parmağımı, sıra bende olmalıydı.
Dizlerimin kabuk yarası acıtıyor canımı.
Kapanıyor gözlerim, akasım var gece içine.
Kirpiklerim ağır birer yük olmuş, sen yoksun artık..
Ne geçmişim ne gelecek hepsi birer hiç olmuş.
Öylesine durup, kıpırtısız, hiçliğinin ederini tartasım var uzun uzun..
Gittin, uzakta bir nokta varlıgın..
Delesim var o noktayı; pergel ucumla..
Akıtasım var kanını..
Ve batırasım var kanına divit ucumla..